6 Kasım 2020 Cuma

İyi ki Doğdun Usta!

 Kendimi bildim bileli hayatımda en büyük hayranlık duyduğum kişiler hep müzisyenler olmuştur. Her zaman kendimi şarkı söylerken sahnede büyük bir kalabalığın önünde hayal ederim, bu hayal her zaman tüylerimi diken diken etmiştir. Bir konserde binlerce ya da on binlerce kişi ile aynı anda aynı melodiden aynı hissiyatı paylaşmak mucizenin ta kendisi olsa gerek. Oldukça romantik bir yazı olduğunun farkındayım şimdiden fakat söz konusu müzik olduğunda kendimi dizginleyebildiğim pek söyleyemez. Hele sevdiğim müzisyenler zaafımdır da diyebilirim. Kendileri için derin tartışmalara ve iddialara girmişliğim vardır epey. 

Kendimi bildim bileli müzik dinliyorum, muhtemelen işitmeye başladığım ilk andan beri. 2 buçuk yaşında sünnet cemiyetimde Ricky Martin'in Maria (1998) şarkısını söylerken görüntülerim bile var. Hatırladığım en eski müzik kliplerinden biri İzel'in "Bir sen bir ben bir de bebek"i mesela. Balkanlı bir aileden gelmem sebebiyle Goran Bregovic, Safet Isovic, Esma Redzepova ve Ekrem ile Gültekin'i iyi bilirim. Çocukken Kral Tv çok izlerdim, çizgi filmden daha çok izlerdim hatta. Küçükken iki tutkum vardı, müzik ve futbol. Birini dinleyici, birini izleyici olarak hala sürdürüyorum. Bu bir itiraf olacak ama utanılacak bir itiraf mı bilmem küçükken Alişan'a hayran olmuşluğum bile var. O denli bir enkaz yani :)Bu Cennet Mahallesi dönemlerinde gerçekleşiyor. Ardından, ailece çok televizyon izlerdik ve 2007'de Eurovision Şarkı Yarışması'nı izliyorduk. Yarışmada sıra Sırbistan'a gelmişti. Marija Serifovic "Molitva"yı söyledi, öyle bir söyledi ki o gece Türkiye yerine Sırbistan'ı destekledim. Sonra 2009'a kadar neredeyse sadece Marija'yı dinledim. Ardından Shakira, sonra Nancy Ajram derken 2012'de lise öğrencisi iken Adele diye İngiliz bir kızı duydum. Youtube'da Royal Albert Hall konser kaydı vardı. Tam bir ay boyunca belki daha uzun her okuldan geldiğimde yaptığım ilk iş Youtube'u açıp, Adele'in konserini izlemek olmuştu. Adele'i o kadar sevdim ki, bütün şarkılarını ezberledim. Aynı dönemlerde
bir müzik grubumuz vardı ve bize danışmanlık yapan İlker Hoca "Di Gel Yanıma" diye bir şarkı çalmıştı. Şarkıyı ilk dinlediğimde resmen delirmiştim. Şarkıyı Birsen Tezer'in söylediğini söylemişti, kimdi hiç bilmiyordum açıkçası hatta erkek zannetmiştim ilk başta. Sonra onu da çok sevdim, onun da bütün şarkılarını ezberledim.


Lafı çok uzatmadan sadede geleyim İncesaz, Mashrou Leila derken yüksek lisansa başladığım ilk
dönemde okulumun Ayazağa'da benim de Kadıköy'de olmam sebebiyle İstanbul içi çok uzun seyehat yapıyordum. Yeni müzik arayışında olduğum dönem Mashrou Leila aracılığıyla trumpetçi Erik Truffaz'ı dinlemeye başladım onu da çok sevdim ama beni en çok etkileyen daha önceden de tanıdığım ama ilk olarak Kalthoum albümüyle kendisine hayran olduğum İbrahim Maalouf oldu. Onu da o kadar sevdim ki Kalthoum albümünü 100'den fazla diğer albümlerini de 1'den fazla dinledim. Bugün çok sevdiğim, çok dinlediğim "Büyük Usta"nın doğum günü. İyi ki doğdun İbe, iyi ki bizimlesin!

Not: Yazıda bahsedemediğim Barış Demirel -Barıştık mı, Cenk Erdoğan, Maryam Saleh, Fayrouz, Ümmü Gülsüm, Ajda Pekkan, Bülent Ortaçgil, Büyük Ev Ablukada sizleri de çok seviyorum. Sizler benim kahramanlarımsınız :)

19 Ekim 2020 Pazartesi

Nubya Garcia: Source (Albüm İncelemesi)

 

Birleşik Krallık Jazz müziğinin yükselen yıldızlarından Nubya Garcia'nın ilk albümü Source, 21 Ağustos 2020'de tüm müzik platformlarında yayınlandı. Öncelikle, Source'un jazz müzik severleri başta olmak üzere Afro, Funk ve albümün zengin müzikal altyapısı ile beraber hip-hop müzik dinleyicilerine kadar hitap edebileceğini iddia edebilirim.

Birleşik Krallık müzik sahnesinde adını Nerija (kadınlardan oluşan british jazz müzik kolektifi) ve Maisha gibi kolektiflerle ve yine Birleşik Krallık'ın önemli jazz müzisyenlerinden saksofoncu Shabaka Hutchings ile beraber yaptığı işlerle duyuran Guyana kökenli Nubya Garcia, solo kariyerine ilk olarak 2017'de çıkardığı Nubya's 5ive EP'si ile başladı. Hold, Lost Kingdom gibi olağanüstü iki müziğin yer aldığı ilk solo çalışma oldukça güzel geri dönüşler aldı ve Garcia ilk solo işiyle beraber Britanya'da adından söz ettirmeye başladı. Nubya's 5ive'ta, Source albümünde de beraber çalıştığı piyanist Joe Armon-Jones (kendisini Ezra Collective'den de tanıyoruz), Bassçı Daniel Casimir ve Nerija'da beraber çalıştığı Sheila Maurice-Gray gibi müzisyenler yer alıyor. Özellikle de yazının başında değindiğim Afro, Funk ve Garcia'nın Karayip kökenlerini oldukça iyi işlediği EP dinleyiciyi epey hareket ettiren bir çalışma.  


Geçtiğimiz Ağustos ayında çıkan Source albümünde ise Nubya Garcia albümün adına benzer bir şekilde dinleyicilerine kendi müzikal köklerini açıyor. Nerija ve Maisha'dan alışık olduğumuz Afro Jazz tınıları, Karayip müziğinin ritmik yapısı ile beraber albümde yer alan bütün sanatçıların ortaya koydukları olağanüstü solo performanslar ile birlikte Klasik Jazz severlerine kadar birçok kitleyi


heyecanlandıran bir albüm. Bu albümde de Joe Armon Jones (piyano), Daniel Casimir (bas), Sheila Maurice-Gray (trompet), Sam Jones (davul), Richie Seivwright (trombon) ve Cassie Kinoshi (alto-sax) kendisine eşlik ediyor. Her müzisyenin oldukça başarılı bir iş çıkardığını söylemek gerekiyor. Albümde parçalar arası ritmik bütünlük çok iyi bir şekilde işlerken burada Sam Jones'un başarısının yanı sıra, Nubya Garcia'nın besteci olarak da çok iyi bir işe imza attığını belirtmek gerek. Albümde benim kişisel favorilerim Source, Pace, Together Is A Beautiful Place To Be ve Stand With Each Other parçaları. 9 parçadan oluşan albüm 1 saatlik kaliteli bir dinlence vadediyor. 

★★: 4.5/5